Türk Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması ve Anadolu'nun işgal edilmesi karşısında, ulusal bağımsızlık ve egemenlik için verilen destansı bir mücadeledir. Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile Osmanlı Devleti'nin fiilen sona ermesi ve işgallerin başlaması, Türk milletini büyük bir varoluş kriziyle karşı karşıya bırakmıştır. İzmir'in işgali (15 Mayıs 1919) gibi acı olaylar, Anadolu'da Kuvâ-yi Milliye ruhunun doğuşuna ve direniş hareketlerinin yayılmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreçte, Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, Milli Mücadele'nin organize bir şekil almasının ilk adımı olmuştur. Mustafa Kemal, bu yolculuğunda ulusal iradenin tecellisini sağlamak için önemli adımlar atmıştır.
İlk olarak, Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919) ile "milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" prensibi ilan edilerek Kurtuluş Savaşı'nın gerekçesi, amacı ve yöntemi belirlenmiştir. Bu genelge, ulusal egemenliğe dayalı bir mücadelenin fitilini ateşlemiştir. Ardından toplanan Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919), vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının sağlanması için atılan en önemli adımlar olmuştur. Bu kongrelerde alınan kararlar, Misak-ı Millî'nin temelini oluşturmuş, halkın temsilcileri bir araya gelerek ortak bir mücadele platformu oluşturmuştur. Özellikle Sivas Kongresi'nde tüm cemiyetler tek çatı altında toplanarak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Bu dönemde alınan kritik kararlar şunlardır:
Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 23 Nisan 1920'de açılması, Milli Mücadele'nin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun bir ilanı ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması anlamına geliyordu. TBMM, hem yasama hem de yürütme yetkisini bünyesinde toplayarak savaş koşullarında hızlı kararlar alabilen dinamik bir yapıya sahipti. Meclis, düzenli orduya geçiş sürecini başlatmış, Kuvâ-yi Milliye birliklerini disiplin altına almış ve cephelerdeki direnişi merkezileştirmiştir. Bu dönemde, Doğu Cephesi'nde Kazım Karabekir Paşa komutasındaki düzenli ordumuz, Ermeni kuvvetlerini mağlup ederek Gümrü Antlaşması'nı (2 Aralık 1920) imzalamış ve bu cephede kesin zafer kazanılmıştır. Güney Cephesi'nde ise Kuvâ-yi Milliye ruhuyla hareket eden Antep, Maraş ve Urfa halkları, Fransız ve Ermeni işgal kuvvetlerine karşı destansı bir direniş göstermiş ve önemli başarılar elde etmiştir. Bu direnişler, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile sonuçlanmış, güney sınırımız büyük ölçüde güvence altına alınmıştır.
Batı Cephesi, Milli Mücadele'nin kaderini belirleyen en kritik cephe olmuştur. Yunan ilerleyişi karşısında, İsmet Paşa komutasındaki düzenli ordu, İnönü Muharebeleri'nde önemli zaferler kazanmıştır. Birinci İnönü Zaferi (10 Ocak 1921) ve İkinci İnönü Zaferi (31 Mart 1921), hem ordunun moralini yükseltmiş hem de uluslararası alanda TBMM Hükümeti'nin prestijini artırmıştır. Mustafa Kemal Paşa, İkinci İnönü Zaferi'nin ardından İsmet Paşa'ya gönderdiği telgrafta şu sözleriyle ordunun başarısını övmüştür:
Sakarya Zaferi'nden sonra bir yıl süren hazırlık döneminin ardından, 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başlamıştır. Bu taarruzun en kritik aşaması olan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar Meydan Muharebesi, 30 Ağustos 1922), Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmış ve Yunan işgal kuvvetleri büyük bir yenilgiye uğratılmıştır. Yunan ordusu İzmir'e doğru kaçarken, Türk süvarileri 9 Eylül 1922'de İzmir'e girerek şehri düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu zaferler, Mudanya Ateşkes Antlaşması'na (11 Ekim 1922) giden yolu açmış, böylece sıcak savaş dönemi sona ermiştir. Mudanya Antlaşması ile İstanbul ve Boğazlar, savaşılmadan diplomatik yollarla TBMM Hükümeti'ne bırakılmıştır. Bu antlaşma, diplomatik zaferlerin ilk adımı olmuştur.
Son olarak, Türk Kurtuluş Savaşı'nın diplomatik cephesi olan Lozan Barış Konferansı (20 Kasım 1922 – 24 Temmuz 1923), yeni Türk Devleti'nin uluslararası alandaki bağımsızlığını tescillemiştir. İsmet İnönü başkanlığındaki Türk heyeti, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarını, kapitülasyonların kaldırılmasını, azınlık haklarını ve Boğazlar rejimini de içeren birçok konuda uzun ve çetin müzakereler yürütmüştür. Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak varlığı tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Bu antlaşma, yeni Türkiye'nin temelini oluşturan önemli ilkeleri içermektedir:
Kurtuluş Savaşı, sadece askeri bir zafer değil, aynı zamanda ulusal egemenliğin, bağımsızlığın ve modern bir devletin inşasının temelini oluşturan topyekûn bir direnişin adıdır. Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde yürütülen bu mücadele, Türk milletinin bağımsız yaşama azmini tüm dünyaya göstermiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Bu destansı mücadele, tarihteki en şanlı sayfalarımızdan biridir ve gelecek nesillere ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Kurtuluş Savaşı hakkında daha fazla bilgi için. Vikipedi'de detaylı kaynaklara ulaşabilirsiniz.
Milli Mücadele'nin Önemi:
Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin esarete boyun eğmeyeceğini, kendi kaderini tayin etme gücüne sahip olduğunu göstermesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu savaş, Türk modernleşmesinin ve laik cumhuriyetin temelini atmıştır. Atatürk'ün liderlik vizyonu, milletin topyekûn desteği ve fedakârlığı sayesinde kazanılan bu zafer, dünya tarihinde örneği az görülen bir başarıdır. Savaşın sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile uluslararası alanda tanınan yeni Türk Devleti, bölgesinde ve dünyada önemli bir aktör haline gelmiştir. Bu süreç, aynı zamanda sömürge altındaki diğer uluslara da ilham kaynağı olmuştur.
İlk olarak, Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919) ile "milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" prensibi ilan edilerek Kurtuluş Savaşı'nın gerekçesi, amacı ve yöntemi belirlenmiştir. Bu genelge, ulusal egemenliğe dayalı bir mücadelenin fitilini ateşlemiştir. Ardından toplanan Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919), vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının sağlanması için atılan en önemli adımlar olmuştur. Bu kongrelerde alınan kararlar, Misak-ı Millî'nin temelini oluşturmuş, halkın temsilcileri bir araya gelerek ortak bir mücadele platformu oluşturmuştur. Özellikle Sivas Kongresi'nde tüm cemiyetler tek çatı altında toplanarak Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Bu dönemde alınan kritik kararlar şunlardır:
- Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.
- Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet topyekûn direnecektir.
- Manda ve himaye kabul edilemez.
- Kuvâ-yi Milliye'yi etkin, milli iradeyi hâkim kılmak esastır.
Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 23 Nisan 1920'de açılması, Milli Mücadele'nin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun bir ilanı ve yeni Türk Devleti'nin temellerinin atılması anlamına geliyordu. TBMM, hem yasama hem de yürütme yetkisini bünyesinde toplayarak savaş koşullarında hızlı kararlar alabilen dinamik bir yapıya sahipti. Meclis, düzenli orduya geçiş sürecini başlatmış, Kuvâ-yi Milliye birliklerini disiplin altına almış ve cephelerdeki direnişi merkezileştirmiştir. Bu dönemde, Doğu Cephesi'nde Kazım Karabekir Paşa komutasındaki düzenli ordumuz, Ermeni kuvvetlerini mağlup ederek Gümrü Antlaşması'nı (2 Aralık 1920) imzalamış ve bu cephede kesin zafer kazanılmıştır. Güney Cephesi'nde ise Kuvâ-yi Milliye ruhuyla hareket eden Antep, Maraş ve Urfa halkları, Fransız ve Ermeni işgal kuvvetlerine karşı destansı bir direniş göstermiş ve önemli başarılar elde etmiştir. Bu direnişler, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile sonuçlanmış, güney sınırımız büyük ölçüde güvence altına alınmıştır.
Batı Cephesi, Milli Mücadele'nin kaderini belirleyen en kritik cephe olmuştur. Yunan ilerleyişi karşısında, İsmet Paşa komutasındaki düzenli ordu, İnönü Muharebeleri'nde önemli zaferler kazanmıştır. Birinci İnönü Zaferi (10 Ocak 1921) ve İkinci İnönü Zaferi (31 Mart 1921), hem ordunun moralini yükseltmiş hem de uluslararası alanda TBMM Hükümeti'nin prestijini artırmıştır. Mustafa Kemal Paşa, İkinci İnönü Zaferi'nin ardından İsmet Paşa'ya gönderdiği telgrafta şu sözleriyle ordunun başarısını övmüştür:
Ancak, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri'nde (10-24 Temmuz 1921) yaşanan geri çekilme, Meclis'te büyük tartışmalara yol açmış, ancak Mustafa Kemal Paşa'nın Başkomutanlık yetkisini almasıyla ordunun Sakarya Nehri doğusuna çekilmesi stratejik bir karara dönüşmüştür. Bu durum, Sakarya Meydan Muharebesi'nin (23 Ağustos – 13 Eylül 1921) kazanılmasında büyük rol oynamıştır. Yaklaşık 22 gün 22 gece süren bu destansı muharebede, Türk ordusu büyük bir direniş sergilemiş ve Mustafa Kemal Paşa'nın "Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz" emriyle, Türk milletinin azim ve fedakârlığı bir kez daha tescillenmiştir. Sakarya Zaferi, Milli Mücadele'de bir dönüm noktası olmuş ve Yunan ordusunun taarruz gücünü kırmıştır. Bu zaferin ardından Mustafa Kemal Paşa'ya Gazilik unvanı ve Mareşallik rütbesi verilmiştir."Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz!"
Sakarya Zaferi'nden sonra bir yıl süren hazırlık döneminin ardından, 26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başlamıştır. Bu taarruzun en kritik aşaması olan Başkomutanlık Meydan Muharebesi (Dumlupınar Meydan Muharebesi, 30 Ağustos 1922), Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmış ve Yunan işgal kuvvetleri büyük bir yenilgiye uğratılmıştır. Yunan ordusu İzmir'e doğru kaçarken, Türk süvarileri 9 Eylül 1922'de İzmir'e girerek şehri düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu zaferler, Mudanya Ateşkes Antlaşması'na (11 Ekim 1922) giden yolu açmış, böylece sıcak savaş dönemi sona ermiştir. Mudanya Antlaşması ile İstanbul ve Boğazlar, savaşılmadan diplomatik yollarla TBMM Hükümeti'ne bırakılmıştır. Bu antlaşma, diplomatik zaferlerin ilk adımı olmuştur.
Son olarak, Türk Kurtuluş Savaşı'nın diplomatik cephesi olan Lozan Barış Konferansı (20 Kasım 1922 – 24 Temmuz 1923), yeni Türk Devleti'nin uluslararası alandaki bağımsızlığını tescillemiştir. İsmet İnönü başkanlığındaki Türk heyeti, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarını, kapitülasyonların kaldırılmasını, azınlık haklarını ve Boğazlar rejimini de içeren birçok konuda uzun ve çetin müzakereler yürütmüştür. Lozan Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak varlığı tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Bu antlaşma, yeni Türkiye'nin temelini oluşturan önemli ilkeleri içermektedir:
Kod:
1. Kapitülasyonların kesin olarak kaldırılması.
2. Osmanlı borçlarının çözümü.
3. Boğazlar üzerinde Türk egemenliğinin tanınması (sonradan Montrö ile tam egemenlik).
4. Azınlıkların Türk vatandaşı sayılması.
5. Türk-Yunan sınırının belirlenmesi.
Milli Mücadele'nin Önemi:
Kurtuluş Savaşı, Türk milletinin esarete boyun eğmeyeceğini, kendi kaderini tayin etme gücüne sahip olduğunu göstermesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu savaş, Türk modernleşmesinin ve laik cumhuriyetin temelini atmıştır. Atatürk'ün liderlik vizyonu, milletin topyekûn desteği ve fedakârlığı sayesinde kazanılan bu zafer, dünya tarihinde örneği az görülen bir başarıdır. Savaşın sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile uluslararası alanda tanınan yeni Türk Devleti, bölgesinde ve dünyada önemli bir aktör haline gelmiştir. Bu süreç, aynı zamanda sömürge altındaki diğer uluslara da ilham kaynağı olmuştur.