Giriş: Terörün Gölgesinde Bile Aydınlık Bir Gelecek İnşa Etmek Mümkündür
İnsanlık tarihi boyunca, medeniyetler ve toplumlar birçok zorluğun üstesinden gelmiş, karanlık dönemlerden aydınlık yarınlara ulaşmayı başarmıştır. Bu zorlukların başında maalesef terör gelmektedir. Terör, sadece can almakla kalmaz, aynı zamanda toplumların dokusunu, inançlarını ve gelecek umutlarını hedef alır. Amacı, korku salarak, kaos yaratarak ve kutuplaşmayı körükleyerek normal yaşamı sekteye uğratmak, toplumsal düzeni bozmak ve insanları çaresizliğe sürüklemektir. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir karanlık, aydınlığın gücünü tamamen silecek kadar kalıcı değildir. Terörün gölgesinde dahi, aydınlık bir gelecek inşa etme umudu ve iradesi her zaman mevcuttur. Bu metin, terörün yıkıcı etkilerine rağmen, toplumsal direncin, birliğin ve umudun nasıl filizlenebileceğini ve geleceğin nasıl korunabileceğini irdeleyecektir. Terörün asıl hedefi, bireyleri ve toplumları pasifize etmek, onları korku sarmalına hapsetmektir. Bu nedenle, teröre karşı en büyük silahımız, korkuya teslim olmamak ve birlikte hareket etme irademizi kaybetmemektir. Bu direnç, sadece fiziksel güvenlik önlemleriyle değil, aynı zamanda düşünsel ve duygusal bir duruşla da sergilenmelidir. Terör örgütlerinin ideolojileri, genellikle nefrete, ayrımcılığa ve yıkıma dayanır. Bu ideolojilere karşı koymak, sevgi, hoşgörü ve diyalog köprüleri kurmakla mümkündür. Geleceğimizi teröre kurban vermemek için, her bir bireyin ve kurumun üzerine düşen sorumluluklar vardır. Bu sorumluluklar, güvenlik güçlerinin mücadelesinden, eğitim sistemlerinin farkındalık yaratmasına, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal uyumu güçlendirmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Terörle mücadele, sadece silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda bir fikir ve inanç mücadelesidir. Dolayısıyla, bu mücadelenin kazanılması için topyekûn bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesi gerekmektedir.
Terörün Hedefleri ve Toplumsal Yıkım İradesi
Terör örgütleri, genellikle siyasi, ideolojik veya dini amaçlarını şiddet yoluyla dayatmaya çalışır. Onların nihai amacı, belirli bir düzeni yıkmak veya yeni bir düzen kurmak değil, daha çok mevcut düzenin işleyişini sekteye uğratarak toplumda panik ve kaos yaratmaktır. Bu yaktıkları ateşin, toplumun en temel yapı taşlarını –aile, komşuluk, güven, adalet– hedef aldığını görürüz. Bir saldırı sonrası ortaya çıkan korku ve şok dalgası, bireylerin günlük yaşamlarını etkileyerek, sosyal etkileşimlerini kısıtlamalarına, hatta güvensizlik hissiyle birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olabilir. Terör, bir yandan belirli kesimleri düşmanlaştırarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeyi hedeflerken, diğer yandan da devletin otoritesini ve hukukun üstünlüğünü sorgulatmayı amaçlar. Ancak bu kirli oyunlara gelmemek, toplumun ve devletin ortak iradesiyle mümkündür. Unutulmamalıdır ki, terör örgütlerinin temel amacı, eylemleriyle büyük kitlelere ulaşmak ve bu kitleler üzerinde korku ve baskı oluşturmaktır. Bu, medyayı manipüle etme çabalarından, sosyal medya üzerinden propaganda yaymaya kadar birçok yöntemi içerebilir. Bu noktada, medyanın sorumlu yayıncılık anlayışı, sivil toplumun bilinçli duruşu ve bireylerin eleştirel düşünme yeteneği, terör propagandasına karşı en güçlü savunma mekanizmalarıdır. Terörün finans kaynaklarının kesilmesi, lojistik desteklerinin engellenmesi ve insan kaynağı devşirmelerinin önüne geçilmesi de mücadelenin önemli bir boyutunu oluşturur. Bu, sadece ulusal güvenlik birimlerinin değil, uluslararası işbirliğinin de anahtar rol oynadığı bir alandır. Terör, ne yazık ki sınır tanımayan bir tehdittir ve bu tehditle mücadele de aynı şekilde küresel bir çaba gerektirir.
Toplumsal Direnç: Birlik ve Beraberliğin Gücü
Teröre karşı en etkili panzehir, toplumsal birlik ve beraberliktir. Terörün amacı toplumu bölmek iken, bu saldırılara karşı tek vücut olmak, onların emellerine ulaşmasını engeller. Farklılıklarımız ne olursa olsun, ortak değerlerimiz etrafında birleşmek, dayanışma ruhunu güçlendirmek elzemdir. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı, teröre karşı mücadelede asla taviz verilmemesi gereken temel ilkelerdir. Bu değerlerden sapmak, aslında teröristlerin istediği tuzağa düşmek anlamına gelir. Hukukun dışına çıkarak yapılan her eylem, terörün değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Toplumun her kesiminin, terörün her türlüsüne karşı ortak bir dil geliştirmesi ve şiddeti kınaması, bu mücadelenin en güçlü adımlarından biridir. Sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, akademisyenler ve medya, toplumsal farkındalığı artırma ve doğru bilgi akışını sağlama konusunda önemli roller üstlenmelidir. Özellikle gençlerin manipülasyona açık olabileceği göz önünde bulundurularak, onlara yönelik bilinçlendirme ve doğru yönlendirme faaliyetleri büyük önem taşır. Toplumun genelinde bir “teröre karşı sıfır tolerans” anlayışının benimsenmesi ve bunun sadece söylemde kalmayıp eylemlere yansıması gerekir. Örneğin, bazı bölgelerde toplumsal dayanışma ağları oluşturulabilir, mağdurlara destek programları düzenlenebilir ve terörden etkilenen ailelere psikososyal destek sağlanabilir. Bu tür insani yaklaşımlar, terörün yaratmak istediği umutsuzluk ve yalnızlık hissini kırarak, toplumsal iyileşmeye katkıda bulunur. Aynı zamanda, güvenlik güçlerinin gösterdiği özveri ve cesaret takdire şayan olup, onlara verilen toplumsal destek, mücadelenin moral gücünü artırır.
Devletin Kararlılığı ve Uluslararası İşbirliği
Terörle mücadele, devletin en temel görevlerinden biridir. Devlet, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak, kamu düzenini tesis etmek ve terör örgütlerinin faaliyetlerini bertaraf etmekle yükümlüdür. Bu mücadele, istihbarat, güvenlik ve yargı organlarının koordineli ve kararlı çalışmasını gerektirir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte terör örgütlerinin yöntemleri de değişmekte, siber terör ve propaganda faaliyetleri daha karmaşık hale gelmektedir. Bu durum, devletlerin de teknolojik yeteneklerini ve siber güvenlik önlemlerini sürekli güncellemelerini zorunlu kılmaktadır. Uluslararası işbirliği, terörle mücadelede hayati bir rol oynamaktadır. Çünkü terör küresel bir tehdittir ve sınırları aşan bir yapısı vardır. Bir ülkedeki terör eylemi, başka bir ülkenin güvenliğini de doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, istihbarat paylaşımı, sınır ötesi operasyonlarda koordinasyon, teröristlerin finans kaynaklarının kurutulması ve suçluların iadesi gibi konularda uluslararası dayanışma vazgeçilmezdir. Birleşmiş Milletler, Interpol, NATO gibi uluslararası örgütler ve bölgesel ittifaklar, teröre karşı ortak bir cephe oluşturulmasında önemli platformlardır. Devletler, teröre karşı kararlı duruşlarını sürdürürken, hukukun üstünlüğünden ve evrensel insan hakları ilkelerinden asla ödün vermemelidir. Aksi takdirde, teröristlerin amaçlarına hizmet eden, toplumda ayrışmalara yol açan veya meşruiyet tartışmalarına neden olan sonuçlar doğurabilir. Mücadelenin hukuka uygun ve meşru zeminlerde yürütülmesi, uzun vadede terörün kökünü kazımak için olmazsa olmazdır. Şunu unutmamalıyız:
Bu nedenle, mücadele de insanlık onurunu ve değerlerini koruma üzerine kurulmalıdır.
Eğitim, Farkındalık ve Geleceğin Teminatı
Terörle mücadelede belki de en önemli ve uzun vadeli yatırım, eğitim ve farkındalık faaliyetleridir. Genç nesillerin doğru bilgiyle donatılması, eleştirel düşünme yeteneklerinin geliştirilmesi ve manipülasyona karşı dirençli hale getirilmesi hayati önem taşır. Okullarda, üniversitelerde ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, gençlere terörün gerçek yüzü, terör örgütlerinin aldatıcı propaganda yöntemleri anlatılmalıdır. Barışçıl çözüm yolları, diyalog kültürü ve farklılıklara saygı gibi değerler, eğitimin her aşamasında vurgulanmalıdır. Ayrıca, gelecek nesillere aktarılacak en önemli miras, demokratik ve barışçıl bir toplumda yaşama yeteneğidir. İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, terör örgütleri propaganda ve eleman devşirme faaliyetlerini bu platformlara taşımıştır. Bu durum, siber güvenlik bilincinin artırılmasını ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bireylerin, internet ortamındaki bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilere itibar etmemesi ve şüpheli içerikleri yetkili mercilere bildirmesi büyük önem taşır. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurması, onların sanal dünyadaki faaliyetlerini takip etmesi ve karşılaştıkları sorunlarda destek olması da bu mücadelenin bir parçasıdır. Toplumda yaratılacak bu geniş tabanlı farkındalık, terör örgütlerinin insan devşirme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatacaktır. Eğitim, sadece akademik bilgilerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda değerler eğitimini de içermelidir. Saygı, empati, adalet ve hoşgörü gibi evrensel değerler, gençlerin kişilik gelişiminde sağlam bir temel oluşturmalıdır.
Sonuç: Umutsuzluğa Karşı Geleceğe Yönelik Kararlılık
Terör, ne kadar acımasız olursa olsun, bir toplumun geleceğini tamamen karartma gücüne sahip değildir. Tarih, bu tür zorlukların üstesinden gelinerek daha güçlü, daha bilinçli ve daha dirençli toplumların ortaya çıktığına dair sayısız örnekle doludur. Teröre karşı mücadele, sadece güvenlik güçlerinin değil, her bireyin, her kurumun ortak sorumluluğudur. Unutmayalım ki, teröristlerin en büyük arzusu, bizi korkuya, umutsuzluğa ve birbirimizden uzaklaşmaya itmektir. Bu tuzağa düşmemek, birlik ve beraberliğimizi korumak, demokratik değerlerimize sıkı sıkıya sarılmak, geleceğimizi korumanın ve terörün karanlık emellerini boşa çıkarmanın tek yoludur.
Bu uzun soluklu mücadelede, sürdürülebilir bir gelecek için kararlılıkla ilerlemeli ve terörün hiçbir zaman galip gelemeyeceğini tüm dünyaya göstermeliyiz. Gelecek, terörün değil, insanlığın umudunun ve azminin eseri olacaktır. Bu inançla, teröre karşı dik duruşumuzu sürdürecek ve aydınlık yarınları inşa etmeye devam edeceğiz. Unutmayalım ki, her türlü zorluğa rağmen, geleceği terör karartamaz!
İnsanlık tarihi boyunca, medeniyetler ve toplumlar birçok zorluğun üstesinden gelmiş, karanlık dönemlerden aydınlık yarınlara ulaşmayı başarmıştır. Bu zorlukların başında maalesef terör gelmektedir. Terör, sadece can almakla kalmaz, aynı zamanda toplumların dokusunu, inançlarını ve gelecek umutlarını hedef alır. Amacı, korku salarak, kaos yaratarak ve kutuplaşmayı körükleyerek normal yaşamı sekteye uğratmak, toplumsal düzeni bozmak ve insanları çaresizliğe sürüklemektir. Ancak unutulmamalıdır ki, hiçbir karanlık, aydınlığın gücünü tamamen silecek kadar kalıcı değildir. Terörün gölgesinde dahi, aydınlık bir gelecek inşa etme umudu ve iradesi her zaman mevcuttur. Bu metin, terörün yıkıcı etkilerine rağmen, toplumsal direncin, birliğin ve umudun nasıl filizlenebileceğini ve geleceğin nasıl korunabileceğini irdeleyecektir. Terörün asıl hedefi, bireyleri ve toplumları pasifize etmek, onları korku sarmalına hapsetmektir. Bu nedenle, teröre karşı en büyük silahımız, korkuya teslim olmamak ve birlikte hareket etme irademizi kaybetmemektir. Bu direnç, sadece fiziksel güvenlik önlemleriyle değil, aynı zamanda düşünsel ve duygusal bir duruşla da sergilenmelidir. Terör örgütlerinin ideolojileri, genellikle nefrete, ayrımcılığa ve yıkıma dayanır. Bu ideolojilere karşı koymak, sevgi, hoşgörü ve diyalog köprüleri kurmakla mümkündür. Geleceğimizi teröre kurban vermemek için, her bir bireyin ve kurumun üzerine düşen sorumluluklar vardır. Bu sorumluluklar, güvenlik güçlerinin mücadelesinden, eğitim sistemlerinin farkındalık yaratmasına, sivil toplum kuruluşlarının toplumsal uyumu güçlendirmesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Terörle mücadele, sadece silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda bir fikir ve inanç mücadelesidir. Dolayısıyla, bu mücadelenin kazanılması için topyekûn bir seferberlik ruhuyla hareket edilmesi gerekmektedir.
Terörün Hedefleri ve Toplumsal Yıkım İradesi
Terör örgütleri, genellikle siyasi, ideolojik veya dini amaçlarını şiddet yoluyla dayatmaya çalışır. Onların nihai amacı, belirli bir düzeni yıkmak veya yeni bir düzen kurmak değil, daha çok mevcut düzenin işleyişini sekteye uğratarak toplumda panik ve kaos yaratmaktır. Bu yaktıkları ateşin, toplumun en temel yapı taşlarını –aile, komşuluk, güven, adalet– hedef aldığını görürüz. Bir saldırı sonrası ortaya çıkan korku ve şok dalgası, bireylerin günlük yaşamlarını etkileyerek, sosyal etkileşimlerini kısıtlamalarına, hatta güvensizlik hissiyle birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olabilir. Terör, bir yandan belirli kesimleri düşmanlaştırarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeyi hedeflerken, diğer yandan da devletin otoritesini ve hukukun üstünlüğünü sorgulatmayı amaçlar. Ancak bu kirli oyunlara gelmemek, toplumun ve devletin ortak iradesiyle mümkündür. Unutulmamalıdır ki, terör örgütlerinin temel amacı, eylemleriyle büyük kitlelere ulaşmak ve bu kitleler üzerinde korku ve baskı oluşturmaktır. Bu, medyayı manipüle etme çabalarından, sosyal medya üzerinden propaganda yaymaya kadar birçok yöntemi içerebilir. Bu noktada, medyanın sorumlu yayıncılık anlayışı, sivil toplumun bilinçli duruşu ve bireylerin eleştirel düşünme yeteneği, terör propagandasına karşı en güçlü savunma mekanizmalarıdır. Terörün finans kaynaklarının kesilmesi, lojistik desteklerinin engellenmesi ve insan kaynağı devşirmelerinin önüne geçilmesi de mücadelenin önemli bir boyutunu oluşturur. Bu, sadece ulusal güvenlik birimlerinin değil, uluslararası işbirliğinin de anahtar rol oynadığı bir alandır. Terör, ne yazık ki sınır tanımayan bir tehdittir ve bu tehditle mücadele de aynı şekilde küresel bir çaba gerektirir.
Toplumsal Direnç: Birlik ve Beraberliğin Gücü
Teröre karşı en etkili panzehir, toplumsal birlik ve beraberliktir. Terörün amacı toplumu bölmek iken, bu saldırılara karşı tek vücut olmak, onların emellerine ulaşmasını engeller. Farklılıklarımız ne olursa olsun, ortak değerlerimiz etrafında birleşmek, dayanışma ruhunu güçlendirmek elzemdir. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı, teröre karşı mücadelede asla taviz verilmemesi gereken temel ilkelerdir. Bu değerlerden sapmak, aslında teröristlerin istediği tuzağa düşmek anlamına gelir. Hukukun dışına çıkarak yapılan her eylem, terörün değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz. Toplumun her kesiminin, terörün her türlüsüne karşı ortak bir dil geliştirmesi ve şiddeti kınaması, bu mücadelenin en güçlü adımlarından biridir. Sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, akademisyenler ve medya, toplumsal farkındalığı artırma ve doğru bilgi akışını sağlama konusunda önemli roller üstlenmelidir. Özellikle gençlerin manipülasyona açık olabileceği göz önünde bulundurularak, onlara yönelik bilinçlendirme ve doğru yönlendirme faaliyetleri büyük önem taşır. Toplumun genelinde bir “teröre karşı sıfır tolerans” anlayışının benimsenmesi ve bunun sadece söylemde kalmayıp eylemlere yansıması gerekir. Örneğin, bazı bölgelerde toplumsal dayanışma ağları oluşturulabilir, mağdurlara destek programları düzenlenebilir ve terörden etkilenen ailelere psikososyal destek sağlanabilir. Bu tür insani yaklaşımlar, terörün yaratmak istediği umutsuzluk ve yalnızlık hissini kırarak, toplumsal iyileşmeye katkıda bulunur. Aynı zamanda, güvenlik güçlerinin gösterdiği özveri ve cesaret takdire şayan olup, onlara verilen toplumsal destek, mücadelenin moral gücünü artırır.
Devletin Kararlılığı ve Uluslararası İşbirliği
Terörle mücadele, devletin en temel görevlerinden biridir. Devlet, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak, kamu düzenini tesis etmek ve terör örgütlerinin faaliyetlerini bertaraf etmekle yükümlüdür. Bu mücadele, istihbarat, güvenlik ve yargı organlarının koordineli ve kararlı çalışmasını gerektirir. Teknolojinin gelişimiyle birlikte terör örgütlerinin yöntemleri de değişmekte, siber terör ve propaganda faaliyetleri daha karmaşık hale gelmektedir. Bu durum, devletlerin de teknolojik yeteneklerini ve siber güvenlik önlemlerini sürekli güncellemelerini zorunlu kılmaktadır. Uluslararası işbirliği, terörle mücadelede hayati bir rol oynamaktadır. Çünkü terör küresel bir tehdittir ve sınırları aşan bir yapısı vardır. Bir ülkedeki terör eylemi, başka bir ülkenin güvenliğini de doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, istihbarat paylaşımı, sınır ötesi operasyonlarda koordinasyon, teröristlerin finans kaynaklarının kurutulması ve suçluların iadesi gibi konularda uluslararası dayanışma vazgeçilmezdir. Birleşmiş Milletler, Interpol, NATO gibi uluslararası örgütler ve bölgesel ittifaklar, teröre karşı ortak bir cephe oluşturulmasında önemli platformlardır. Devletler, teröre karşı kararlı duruşlarını sürdürürken, hukukun üstünlüğünden ve evrensel insan hakları ilkelerinden asla ödün vermemelidir. Aksi takdirde, teröristlerin amaçlarına hizmet eden, toplumda ayrışmalara yol açan veya meşruiyet tartışmalarına neden olan sonuçlar doğurabilir. Mücadelenin hukuka uygun ve meşru zeminlerde yürütülmesi, uzun vadede terörün kökünü kazımak için olmazsa olmazdır. Şunu unutmamalıyız:
Kod:
“Terörün ideolojisi ne olursa olsun, hedefi insanlıktır.”
Eğitim, Farkındalık ve Geleceğin Teminatı
Terörle mücadelede belki de en önemli ve uzun vadeli yatırım, eğitim ve farkındalık faaliyetleridir. Genç nesillerin doğru bilgiyle donatılması, eleştirel düşünme yeteneklerinin geliştirilmesi ve manipülasyona karşı dirençli hale getirilmesi hayati önem taşır. Okullarda, üniversitelerde ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla, gençlere terörün gerçek yüzü, terör örgütlerinin aldatıcı propaganda yöntemleri anlatılmalıdır. Barışçıl çözüm yolları, diyalog kültürü ve farklılıklara saygı gibi değerler, eğitimin her aşamasında vurgulanmalıdır. Ayrıca, gelecek nesillere aktarılacak en önemli miras, demokratik ve barışçıl bir toplumda yaşama yeteneğidir. İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, terör örgütleri propaganda ve eleman devşirme faaliyetlerini bu platformlara taşımıştır. Bu durum, siber güvenlik bilincinin artırılmasını ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bireylerin, internet ortamındaki bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması, doğruluğu teyit edilmemiş bilgilere itibar etmemesi ve şüpheli içerikleri yetkili mercilere bildirmesi büyük önem taşır. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurması, onların sanal dünyadaki faaliyetlerini takip etmesi ve karşılaştıkları sorunlarda destek olması da bu mücadelenin bir parçasıdır. Toplumda yaratılacak bu geniş tabanlı farkındalık, terör örgütlerinin insan devşirme kapasitesini ciddi şekilde zayıflatacaktır. Eğitim, sadece akademik bilgilerle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda değerler eğitimini de içermelidir. Saygı, empati, adalet ve hoşgörü gibi evrensel değerler, gençlerin kişilik gelişiminde sağlam bir temel oluşturmalıdır.
Sonuç: Umutsuzluğa Karşı Geleceğe Yönelik Kararlılık
Terör, ne kadar acımasız olursa olsun, bir toplumun geleceğini tamamen karartma gücüne sahip değildir. Tarih, bu tür zorlukların üstesinden gelinerek daha güçlü, daha bilinçli ve daha dirençli toplumların ortaya çıktığına dair sayısız örnekle doludur. Teröre karşı mücadele, sadece güvenlik güçlerinin değil, her bireyin, her kurumun ortak sorumluluğudur. Unutmayalım ki, teröristlerin en büyük arzusu, bizi korkuya, umutsuzluğa ve birbirimizden uzaklaşmaya itmektir. Bu tuzağa düşmemek, birlik ve beraberliğimizi korumak, demokratik değerlerimize sıkı sıkıya sarılmak, geleceğimizi korumanın ve terörün karanlık emellerini boşa çıkarmanın tek yoludur.
- Toplumsal Birliği Korumak: Ayrışmaya izin vermemek, ortak değerler etrafında kenetlenmek.
- Demokratik Değerlere Bağlı Kalmak: Hukukun üstünlüğünden ve insan haklarından ödün vermemek.
- Eğitim ve Farkındalığı Artırmak: Genç nesilleri terörün gerçek yüzüne karşı bilinçlendirmek.
- Uluslararası İşbirliğini Güçlendirmek: Terörün küresel bir tehdit olduğu bilinciyle hareket etmek.
- Umutsuzluğa Karşı Direnmek: Geleceğe olan inancı ve kararlılığı asla kaybetmemek.
"Terörün nihai hedefi, korkuyu yaymaktır. En büyük cevabımız ise umudu yeşertmek ve birliği korumaktır."
Bu uzun soluklu mücadelede, sürdürülebilir bir gelecek için kararlılıkla ilerlemeli ve terörün hiçbir zaman galip gelemeyeceğini tüm dünyaya göstermeliyiz. Gelecek, terörün değil, insanlığın umudunun ve azminin eseri olacaktır. Bu inançla, teröre karşı dik duruşumuzu sürdürecek ve aydınlık yarınları inşa etmeye devam edeceğiz. Unutmayalım ki, her türlü zorluğa rağmen, geleceği terör karartamaz!