Çanakkale Savaşı, Türk tarihinin en önemli ve şerefli sayfalarından birini oluşturur. 1915 yılında Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'u ele geçirme amacı taşıyan İtilaf Devletleri'nin gerçekleştirdiği büyük çaplı taarruzlara karşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun destansı direnişi, bir milletin var oluş mücadelesinin en parlak örneklerinden biri olmuştur. Bu cephe, sadece coğrafi bir savunma hattı değil, aynı zamanda Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet aşkını tüm dünyaya haykırdığı bir kahramanlık destanıdır. İşte bu destanın en önemli mimarlarından biri, o dönemde Yarbay rütbesiyle görev yapan Mustafa Kemal Atatürk'tür. Onun askeri dehası, ileri görüşlülüğü ve kararlı liderliği, Çanakkale'de kazanılan zaferin temel taşlarından birini oluşturmuştur.
Mustafa Kemal, 19. Tümen Komutanı olarak Gelibolu Yarımadası'nda, özellikle Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar gibi stratejik öneme sahip bölgelerde, düşman çıkarmalarına karşı kritik savunmaları yönetti. 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu'na yapılan düşman çıkarmasına karşı gösterdiği ani ve isabetli tepki, Conkbayırı'ndaki müdahalesi ve Anafartalar Grup Komutanı olarak kazandığı başarılar, onun askeri yeteneklerini açıkça ortaya koydu. Özellikle Conkbayırı'nda düşmanın hızla ilerlediği bir anda verdiği
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918), Osmanlı İmparatorluğu'nu ağır koşullar altında bıraktı ve vatan topraklarının fiilen işgal edilmesine yol açtı. Anadolu dört bir yandan işgal edilmeye başlanmış, İstanbul Hükümeti'nin işgal güçleriyle işbirliği içine girmesi veya dirençsiz kalması, milletin umutsuzluğa düşmesine neden olmuştu. Ancak Mustafa Kemal Paşa, bu karanlık tabloda dahi bağımsızlık ateşini yakmaktan vazgeçmedi. O, vatanın kurtuluşunun ancak milli bir direnişle mümkün olacağına inanıyordu. İşte bu inançla, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul edilir. Bu adımla birlikte, Türk milletinin kaderini değiştirecek büyük mücadele resmen başlamış oldu.
Samsun'dan sonra, Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi'ni yayımladı (22 Haziran 1919), Erzurum Kongresi'ni (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi'ni (4-11 Eylül 1919) toplayarak milli mücadeleyi örgütleme yolunda önemli adımlar attı. Amasya Genelgesi'nde "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." ilkesi benimsenerek milli egemenliğe dayalı bir mücadele hedefi ortaya konuldu. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde alınan kararlar, vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının sağlanması için halkın topyekûn direnişini esas alıyordu. Özellikle Sivas Kongresi'nde tüm milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilerek, dağınık durumdaki direniş hareketleri tek çatı altında toplandı ve milli mücadelenin tek elden, disiplinli bir şekilde yönetilmesi sağlandı. Bu örgütlenme süreci, Ankara'da açılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de temellerini oluşturdu.
23 Nisan 1920'de Ankara'da, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme iradesinin en önemli tezahürü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldı. Bu, milli egemenliğin temsil edildiği, bağımsızlık mücadelesinin merkezi haline gelen tarihi bir dönüm noktasıydı. Mustafa Kemal Paşa, Meclis Başkanı olarak milli mücadelenin siyasi ve askeri liderliğini üstlendi. Ancak, yeni kurulan düzenli ordunun Batı Cephesi'nde Yunan ilerleyişini durdurma çabaları sırasında, Kütahya-Eskişehir Savaşları'nda (Temmuz 1921) ciddi kayıplar yaşandı ve Türk ordusu Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmek zorunda kaldı. Bu geri çekilme, Meclis'te büyük bir moral bozukluğuna ve Mustafa Kemal Paşa'ya karşı eleştirilere neden oldu. Ülkenin kaderi, her zamankinden daha belirsiz görünüyordu.
İşte bu son derece kritik ve buhranlı eşikte, milletin ve ordunun kaderi Mustafa Kemal Paşa'nın ellerine bırakıldı. 5 Ağustos 1921'de, TBMM tarafından çıkarılan "Başkomutanlık Kanunu" ile Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutanlık yetkisi verildi. Bu yetki, olağanüstü ve geniş kapsamlıydı; üç ay süreyle Meclis'in tüm yetkilerini kullanma hakkını tanıyordu. Kanun metninde belirtilen bazı önemli yetkiler şunlardı:
Başkomutanlık yetkisini aldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, orduyu yeniden düzenlemek, eksiklerini gidermek ve moralini yükseltmek için derhal ve büyük bir enerjiyle çalışmalara başladı. Yunan ordusunun Ankara'ya ilerleyişini durdurmak amacıyla, Polatlı yakınlarında yaşanan Sakarya Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı'nın en kanlı ve en belirleyici çarpışmalarından biriydi. 22 gün 22 gece süren bu çetin mücadelede, Türk ordusu büyük bir direniş gösterdi. Bu savaşta Mustafa Kemal Paşa'nın stratejik dehası bir kez daha kendini gösterdi. Ünlü emri:
Sakarya Zaferi'nden sonra, bir yıl süren bir hazırlık dönemi başladı. Mustafa Kemal Paşa, ordusunu büyük bir taarruz için hazır hale getirdi. Bu hazırlıklar, hem askeri malzeme temini (Tekalif-i Milliye ile toplanan yardımlar ve Sovyet Rusya'dan alınan destekler) hem de askerin eğitimi ve moralinin yükseltilmesi açısından son derece detaylı ve gizli yürütüldü. Nihayetinde, 26 Ağustos 1922'de başlayan ve 30 Ağustos 1922'deki Büyük Taarruz ile zirveye ulaşan Dumlupınar Meydan Muharebesi ile düşman orduları kesin olarak mağlup edildi. Bu zafer, Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesini taçlandıran, Anadolu'yu düşman işgalinden tamamen temizleyen son adımdı. Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olarak bu büyük ve nihai zaferin tartışmasız mimarıydı.
Bu tarihi süreç, Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale'de parlayan bir yıldızdan, Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e dönüşen muhteşem yolculuğunu gözler önüne serer. Onun liderlik vasıfları, sadece askeri başarılarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda üstün bir devlet adamı ve reformcu kimliğiyle de kendini göstermiştir. Onun liderlik vasıfları arasında şunlar özellikle öne çıkar:
Çanakkale'den başlayıp Kurtuluş Savaşı'nın zaferle taçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla sona eren bu süreç, Türk milletinin yeniden doğuş destanıdır. Mustafa Kemal Paşa'nın "Ya İstiklal Ya Ölüm!" parolasını benimseyerek yürüttüğü bu mücadele, sadece Türk tarihine değil, dünya tarihine de bağımsızlık ve özgürlük arayışında ilham veren eşsiz bir örnektir. Bu süreç, ulusal egemenliğin, bağımsızlığın ve modern bir devletin temellerinin atıldığı, köklü ve devrimci bir dönem olmuştur. Onun askeri ve siyasi liderliği, Türkiye'yi küllerinden yeniden yaratmış ve modern dünyanın saygın bir üyesi yapmıştır. Onun mirası, bugün dahi Türk gençliği için bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.
Son olarak, bu destansı yolculuğun kronolojik özetini aşağıdaki gibi sunabiliriz:
Mustafa Kemal, 19. Tümen Komutanı olarak Gelibolu Yarımadası'nda, özellikle Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar gibi stratejik öneme sahip bölgelerde, düşman çıkarmalarına karşı kritik savunmaları yönetti. 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu'na yapılan düşman çıkarmasına karşı gösterdiği ani ve isabetli tepki, Conkbayırı'ndaki müdahalesi ve Anafartalar Grup Komutanı olarak kazandığı başarılar, onun askeri yeteneklerini açıkça ortaya koydu. Özellikle Conkbayırı'nda düşmanın hızla ilerlediği bir anda verdiği
emri, savaşın gidişatını değiştiren, Türk askerinin moralini ve azmini en üst seviyeye çıkaran tarihi bir an olarak kayıtlara geçmiştir. Bu emir, Türk milletinin vatan savunmasındaki fedakarlık ruhunun ve ölümüne direniş azminin somut bir göstergesidir. Mustafa Kemal'in bu savaşlardaki başarısı, onun ileride üstleneceği Başkomutanlık görevinin de bir nevi habercisi olmuştur."Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelecektir."
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918), Osmanlı İmparatorluğu'nu ağır koşullar altında bıraktı ve vatan topraklarının fiilen işgal edilmesine yol açtı. Anadolu dört bir yandan işgal edilmeye başlanmış, İstanbul Hükümeti'nin işgal güçleriyle işbirliği içine girmesi veya dirençsiz kalması, milletin umutsuzluğa düşmesine neden olmuştu. Ancak Mustafa Kemal Paşa, bu karanlık tabloda dahi bağımsızlık ateşini yakmaktan vazgeçmedi. O, vatanın kurtuluşunun ancak milli bir direnişle mümkün olacağına inanıyordu. İşte bu inançla, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcı olarak kabul edilir. Bu adımla birlikte, Türk milletinin kaderini değiştirecek büyük mücadele resmen başlamış oldu.
Samsun'dan sonra, Mustafa Kemal Paşa, Amasya Genelgesi'ni yayımladı (22 Haziran 1919), Erzurum Kongresi'ni (23 Temmuz-7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi'ni (4-11 Eylül 1919) toplayarak milli mücadeleyi örgütleme yolunda önemli adımlar attı. Amasya Genelgesi'nde "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." ilkesi benimsenerek milli egemenliğe dayalı bir mücadele hedefi ortaya konuldu. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde alınan kararlar, vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının sağlanması için halkın topyekûn direnişini esas alıyordu. Özellikle Sivas Kongresi'nde tüm milli cemiyetler "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirilerek, dağınık durumdaki direniş hareketleri tek çatı altında toplandı ve milli mücadelenin tek elden, disiplinli bir şekilde yönetilmesi sağlandı. Bu örgütlenme süreci, Ankara'da açılacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de temellerini oluşturdu.
23 Nisan 1920'de Ankara'da, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme iradesinin en önemli tezahürü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldı. Bu, milli egemenliğin temsil edildiği, bağımsızlık mücadelesinin merkezi haline gelen tarihi bir dönüm noktasıydı. Mustafa Kemal Paşa, Meclis Başkanı olarak milli mücadelenin siyasi ve askeri liderliğini üstlendi. Ancak, yeni kurulan düzenli ordunun Batı Cephesi'nde Yunan ilerleyişini durdurma çabaları sırasında, Kütahya-Eskişehir Savaşları'nda (Temmuz 1921) ciddi kayıplar yaşandı ve Türk ordusu Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilmek zorunda kaldı. Bu geri çekilme, Meclis'te büyük bir moral bozukluğuna ve Mustafa Kemal Paşa'ya karşı eleştirilere neden oldu. Ülkenin kaderi, her zamankinden daha belirsiz görünüyordu.
İşte bu son derece kritik ve buhranlı eşikte, milletin ve ordunun kaderi Mustafa Kemal Paşa'nın ellerine bırakıldı. 5 Ağustos 1921'de, TBMM tarafından çıkarılan "Başkomutanlık Kanunu" ile Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutanlık yetkisi verildi. Bu yetki, olağanüstü ve geniş kapsamlıydı; üç ay süreyle Meclis'in tüm yetkilerini kullanma hakkını tanıyordu. Kanun metninde belirtilen bazı önemli yetkiler şunlardı:
* Başkomutan, ordunun sevk ve idaresinden doğrudan sorumlu olacak ve kararları kesinleşecekti.
* Meclisin yetkileri de dahil olmak üzere, ordunun ihtiyaçlarını karşılamak ve savaşın gidişatını belirlemek için gerekli gördüğü tüm kanunları çıkarma, değiştirme ve uygulama yetkisine sahip olacaktı.
* Ordunun tüm ihtiyaçlarını (silah, mühimmat, erzak, giyecek vb.) en hızlı şekilde karşılama ve seferberlik ilan etme yetkisi bulunacaktı. Özellikle tekalif-i milliye emirleri ile halktan orduya destek istenmesi bu yetki kapsamında gerçekleşti.
Başkomutanlık yetkisini aldıktan sonra Mustafa Kemal Paşa, orduyu yeniden düzenlemek, eksiklerini gidermek ve moralini yükseltmek için derhal ve büyük bir enerjiyle çalışmalara başladı. Yunan ordusunun Ankara'ya ilerleyişini durdurmak amacıyla, Polatlı yakınlarında yaşanan Sakarya Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı'nın en kanlı ve en belirleyici çarpışmalarından biriydi. 22 gün 22 gece süren bu çetin mücadelede, Türk ordusu büyük bir direniş gösterdi. Bu savaşta Mustafa Kemal Paşa'nın stratejik dehası bir kez daha kendini gösterdi. Ünlü emri:
Bu emir, geleneksel cephe savunmasından vazgeçilerek, geniş bir alana yayılan topyekûn savunma anlayışının benimsenmesini ifade ediyordu. Bu yeni strateji sayesinde Yunan ordusu durduruldu ve geri püskürtüldü. Sakarya Zaferi, Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası oldu ve Mustafa Kemal Paşa'ya TBMM tarafından mareşallik rütbesi ve Gazilik unvanı verildi."Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz."
Sakarya Zaferi'nden sonra, bir yıl süren bir hazırlık dönemi başladı. Mustafa Kemal Paşa, ordusunu büyük bir taarruz için hazır hale getirdi. Bu hazırlıklar, hem askeri malzeme temini (Tekalif-i Milliye ile toplanan yardımlar ve Sovyet Rusya'dan alınan destekler) hem de askerin eğitimi ve moralinin yükseltilmesi açısından son derece detaylı ve gizli yürütüldü. Nihayetinde, 26 Ağustos 1922'de başlayan ve 30 Ağustos 1922'deki Büyük Taarruz ile zirveye ulaşan Dumlupınar Meydan Muharebesi ile düşman orduları kesin olarak mağlup edildi. Bu zafer, Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesini taçlandıran, Anadolu'yu düşman işgalinden tamamen temizleyen son adımdı. Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan olarak bu büyük ve nihai zaferin tartışmasız mimarıydı.
Bu tarihi süreç, Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale'de parlayan bir yıldızdan, Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e dönüşen muhteşem yolculuğunu gözler önüne serer. Onun liderlik vasıfları, sadece askeri başarılarla sınırlı kalmamış, aynı zamanda üstün bir devlet adamı ve reformcu kimliğiyle de kendini göstermiştir. Onun liderlik vasıfları arasında şunlar özellikle öne çıkar:
* İleri Görüşlülük: Savaşın ve siyasetin gidişatını, uluslararası dengeleri önceden kestirme ve buna göre stratejiler geliştirme yeteneği.
* Kararlılık ve Azim: En zor anlarda dahi amacından sapmama, inancını koruma ve çevresine cesaret aşılama.
* Stratejik Deha: Düşmanı yanıltma, zayıf noktalarını bulma ve savaş meydanında avantajlı konumlar yaratma konusundaki eşsiz yeteneği. "Hattı müdafaa yoktur..." emri bunun en bariz örneğidir.
* Halkla Bütünleşme: Milletin bağımsızlık ateşini yakma, onları ortak bir amaç etrafında birleştirme ve direniş ruhunu canlandırma becerisi.
* Disiplin ve Çalışkanlık: Ordunun ve devletin yeniden yapılandırılmasında, modernleştirilmesinde gösterdiği titizlik ve yorulmak bilmeyen çabası.
* Akılcılık ve Bilimsellik: Her kararını bilgiye, mantığa ve bilimsel verilere dayandırma prensibi.
Çanakkale'den başlayıp Kurtuluş Savaşı'nın zaferle taçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla sona eren bu süreç, Türk milletinin yeniden doğuş destanıdır. Mustafa Kemal Paşa'nın "Ya İstiklal Ya Ölüm!" parolasını benimseyerek yürüttüğü bu mücadele, sadece Türk tarihine değil, dünya tarihine de bağımsızlık ve özgürlük arayışında ilham veren eşsiz bir örnektir. Bu süreç, ulusal egemenliğin, bağımsızlığın ve modern bir devletin temellerinin atıldığı, köklü ve devrimci bir dönem olmuştur. Onun askeri ve siyasi liderliği, Türkiye'yi küllerinden yeniden yaratmış ve modern dünyanın saygın bir üyesi yapmıştır. Onun mirası, bugün dahi Türk gençliği için bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.
Son olarak, bu destansı yolculuğun kronolojik özetini aşağıdaki gibi sunabiliriz:
Kod:
1915: Çanakkale Savaşı'nda Mustafa Kemal'in Stratejik Başarıları
1919: 19 Mayıs'ta Samsun'a Çıkış ve Milli Mücadelenin Resmen Başlangıcı
1919: Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Milli Direnişin Örgütlenmesi
1920: 23 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da Açılışı
1921: Kütahya-Eskişehir Savaşları Sonrası Başkomutanlık Görevini Üstlenmesi (5 Ağustos)
1921: Sakarya Meydan Muharebesi Zaferi (22 gün 22 gece süren muharebe sonrası)
1922: Büyük Taarruz ve Dumlupınar Zaferi (30 Ağustos) ile Milli Mücadele'nin Askeri Fazının Tamamlanması
1923: Türkiye Cumhuriyeti'nin İlanı (29 Ekim)